8 Nisan 2009 Çarşamba

Betimlemeyi seven kötü yazarlar gibi ''Yağmur damlaları durmaksızın yüzüme çarpıp göz yaşlarımla karışırken İstanbul da bana inat arka fonda ritim tutarken...'' tarzı cümlelerle anlatmayacağım.
Anlatamayacağımdan değil, sevmiyorum dolambacı.


23.00'da uyumam gerekiyorsa, 22.00'da girerim yatağıma.
Zira bugünü, yarını, dünü, 1ay öncesini, 5yıl öncesini, Deniz Gezmişi, İlhan Selçuğu, kalemtraşı, mercimek çorbasını, kıyafetlerimi, amcamın kızının çok sevdiği sevimli ayıcığının kopuk gözünün nerde olduğunu, Nihat Doğanı, Ciguliyi, herşeyi düşünürüm.
Düşünmekten yorulup uyurum sonra, haliyle rüyalarım bilinçaltımın çılgınlığı yüzüme vurur her defasında.


Bazı anılarımı hatırladıkça, ' o an masadan kalkarken şu şarkı çalmalıydı ' gibi keşkeler de yaşarım. Çok isterdim öyle şeylerin olmasını. Kediden kaçarken bir şarkı çalsa ( evet kedilerden korkarım ), terkedilirken bir şarkı çalsa, birine laf sokarken bir şarkı çalsa, duş alırken çalmasına gerek yok ama, duş başlığını dudaklarıma değdirip yapıyorum ben şarkımı. Çok da eğleniyorum bunu yaparken. Hatta itiraf edin bunu sizde yapıyorsunuz. Neyse.
Gerçekten güzel olurdu, Tanrı djlik yapsaydı bize.


İnsanın kendini en şanslı hissetiği zamanları yine insanlar kendileri yaratıyor.
Çok gürültülü bir semtteki çok kalabalık, dumanaltı ve gürültülü bir cafenin en uzun masasında onlarca kişiyle birlikte oturduğunuzu düşünün mesela. İnsanların çoğunu tanımıyorsunuz bile.

Dönen muhabbetten hiçbir şey anladığınız yok. Anlamak da isteyen yok zaten.
Şuan evde olmalıydım derken, evde olsam da yine aynı şeyler..diye geçiriyorsunuz aklınızdan.
İşte o anlarda, yıllardır yaptığım üstelik çok da işime yarayan bişey var.
Gözlerimi kapatıyorum. İki elimle kulaklarımı kapatıyorum.

Sahildeyim, tertemiz masmavi kocaman bir deniz, çıplak ayaklarımı kumların arasına gömmüşüm, sıcacık rüzgar, miss gibi oksijeni içime çekiyorum.
Sadece 10-15 saniye bile olsa karnımdaki kelebekleri hissedebiliyorum. Gözlerimi açtığımda, pembe dünyamdan gerçeğe sert bir düşüş yaşıyorum, o ayrı.


Hayal kurmak işte. İyi mi kötü mü bir türlü karar veremediğim ama yeteneğimi sonuna kadar konuşturduğum şey. Hayal de bir keşkedir.
Tanrı biraz daha eğlenceli olsaydı keşke.
Mesela hafta da bir hayallerimiz gerçek olsaydı.
Bence harika olurdu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder