Korku ve güvenin birleştiği an
Midenden kalbine, kalbinden gözlerine yansır
Ürkütücü ama cennetin ta kendisi
Dokunamazsın
Dokunmak için elini uzatamazsın
Sadece bakarsın
Gözlerini çevirmek imkansızdır
Gelişi gibi gidişi de ani olur, anlamazsın.
Aslında hep seninledir,sağındadır.
Korur.
Ama görmek..
Aniden.
Zaman durur
Bembeyaz
Silüet.
Gerçeklerin çok ötesinde
İnanmamak elde değildir.
Cennetin ta kendisi
Ama ürkütücü.
Bilirsinki güvendesin.
Özel hissettirir.
Anlatması çok zor.
8 Nisan 2009 Çarşamba
Betimlemeyi seven kötü yazarlar gibi ''Yağmur damlaları durmaksızın yüzüme çarpıp göz yaşlarımla karışırken İstanbul da bana inat arka fonda ritim tutarken...'' tarzı cümlelerle anlatmayacağım.
Anlatamayacağımdan değil, sevmiyorum dolambacı.
23.00'da uyumam gerekiyorsa, 22.00'da girerim yatağıma.
Zira bugünü, yarını, dünü, 1ay öncesini, 5yıl öncesini, Deniz Gezmişi, İlhan Selçuğu, kalemtraşı, mercimek çorbasını, kıyafetlerimi, amcamın kızının çok sevdiği sevimli ayıcığının kopuk gözünün nerde olduğunu, Nihat Doğanı, Ciguliyi, herşeyi düşünürüm.
Düşünmekten yorulup uyurum sonra, haliyle rüyalarım bilinçaltımın çılgınlığı yüzüme vurur her defasında.
Bazı anılarımı hatırladıkça, ' o an masadan kalkarken şu şarkı çalmalıydı ' gibi keşkeler de yaşarım. Çok isterdim öyle şeylerin olmasını. Kediden kaçarken bir şarkı çalsa ( evet kedilerden korkarım ), terkedilirken bir şarkı çalsa, birine laf sokarken bir şarkı çalsa, duş alırken çalmasına gerek yok ama, duş başlığını dudaklarıma değdirip yapıyorum ben şarkımı. Çok da eğleniyorum bunu yaparken. Hatta itiraf edin bunu sizde yapıyorsunuz. Neyse.
Gerçekten güzel olurdu, Tanrı djlik yapsaydı bize.
İnsanın kendini en şanslı hissetiği zamanları yine insanlar kendileri yaratıyor.
Çok gürültülü bir semtteki çok kalabalık, dumanaltı ve gürültülü bir cafenin en uzun masasında onlarca kişiyle birlikte oturduğunuzu düşünün mesela. İnsanların çoğunu tanımıyorsunuz bile.
Dönen muhabbetten hiçbir şey anladığınız yok. Anlamak da isteyen yok zaten.
Şuan evde olmalıydım derken, evde olsam da yine aynı şeyler..diye geçiriyorsunuz aklınızdan.
İşte o anlarda, yıllardır yaptığım üstelik çok da işime yarayan bişey var.
Gözlerimi kapatıyorum. İki elimle kulaklarımı kapatıyorum.
Sahildeyim, tertemiz masmavi kocaman bir deniz, çıplak ayaklarımı kumların arasına gömmüşüm, sıcacık rüzgar, miss gibi oksijeni içime çekiyorum.
Sadece 10-15 saniye bile olsa karnımdaki kelebekleri hissedebiliyorum. Gözlerimi açtığımda, pembe dünyamdan gerçeğe sert bir düşüş yaşıyorum, o ayrı.
Hayal kurmak işte. İyi mi kötü mü bir türlü karar veremediğim ama yeteneğimi sonuna kadar konuşturduğum şey. Hayal de bir keşkedir.
Tanrı biraz daha eğlenceli olsaydı keşke.
Mesela hafta da bir hayallerimiz gerçek olsaydı.
Bence harika olurdu.
Anlatamayacağımdan değil, sevmiyorum dolambacı.
23.00'da uyumam gerekiyorsa, 22.00'da girerim yatağıma.
Zira bugünü, yarını, dünü, 1ay öncesini, 5yıl öncesini, Deniz Gezmişi, İlhan Selçuğu, kalemtraşı, mercimek çorbasını, kıyafetlerimi, amcamın kızının çok sevdiği sevimli ayıcığının kopuk gözünün nerde olduğunu, Nihat Doğanı, Ciguliyi, herşeyi düşünürüm.
Düşünmekten yorulup uyurum sonra, haliyle rüyalarım bilinçaltımın çılgınlığı yüzüme vurur her defasında.
Bazı anılarımı hatırladıkça, ' o an masadan kalkarken şu şarkı çalmalıydı ' gibi keşkeler de yaşarım. Çok isterdim öyle şeylerin olmasını. Kediden kaçarken bir şarkı çalsa ( evet kedilerden korkarım ), terkedilirken bir şarkı çalsa, birine laf sokarken bir şarkı çalsa, duş alırken çalmasına gerek yok ama, duş başlığını dudaklarıma değdirip yapıyorum ben şarkımı. Çok da eğleniyorum bunu yaparken. Hatta itiraf edin bunu sizde yapıyorsunuz. Neyse.
Gerçekten güzel olurdu, Tanrı djlik yapsaydı bize.
İnsanın kendini en şanslı hissetiği zamanları yine insanlar kendileri yaratıyor.
Çok gürültülü bir semtteki çok kalabalık, dumanaltı ve gürültülü bir cafenin en uzun masasında onlarca kişiyle birlikte oturduğunuzu düşünün mesela. İnsanların çoğunu tanımıyorsunuz bile.
Dönen muhabbetten hiçbir şey anladığınız yok. Anlamak da isteyen yok zaten.
Şuan evde olmalıydım derken, evde olsam da yine aynı şeyler..diye geçiriyorsunuz aklınızdan.
İşte o anlarda, yıllardır yaptığım üstelik çok da işime yarayan bişey var.
Gözlerimi kapatıyorum. İki elimle kulaklarımı kapatıyorum.
Sahildeyim, tertemiz masmavi kocaman bir deniz, çıplak ayaklarımı kumların arasına gömmüşüm, sıcacık rüzgar, miss gibi oksijeni içime çekiyorum.
Sadece 10-15 saniye bile olsa karnımdaki kelebekleri hissedebiliyorum. Gözlerimi açtığımda, pembe dünyamdan gerçeğe sert bir düşüş yaşıyorum, o ayrı.
Hayal kurmak işte. İyi mi kötü mü bir türlü karar veremediğim ama yeteneğimi sonuna kadar konuşturduğum şey. Hayal de bir keşkedir.
Tanrı biraz daha eğlenceli olsaydı keşke.
Mesela hafta da bir hayallerimiz gerçek olsaydı.
Bence harika olurdu.
5 Nisan 2009 Pazar
AN
Tam zamanı dediğimiz anlar.
Herşey tamken bi o kadar da yoksundur tüm ihtiyaçlarından.
İllegal hislerinin düşüncelerini nakavt ettiği an.
Yapacak bir şey var mı ?
Var, olmaz mı ?
Ama bulamıyorsun gücün nerde
Güç bela kazanmıştın zaten yine mi kaybettin
Sorumsuzluk iyice ele geçirirken seni ilk defa isyan ediyorsun
Bul hadi
Tam zamanı dediğimiz an.
Sana göre tam zamanı.
Hadi.
Herşey tamken bi o kadar da yoksundur tüm ihtiyaçlarından.
İllegal hislerinin düşüncelerini nakavt ettiği an.
Yapacak bir şey var mı ?
Var, olmaz mı ?
Ama bulamıyorsun gücün nerde
Güç bela kazanmıştın zaten yine mi kaybettin
Sorumsuzluk iyice ele geçirirken seni ilk defa isyan ediyorsun
Bul hadi
Tam zamanı dediğimiz an.
Sana göre tam zamanı.
Hadi.
GERÇEKTEN BİLMİYORUM
Neyin içinde olduğunu daha kendin bile bilmiyorsun
Kim yardım etsin ki sana
Hoş, yardım istemediğinde apaçık.
Eskisi gibi hissetmemek bozmuş seni
Arkanı dönme ben konuşurken
Dalganı geç sen
Kendi dalganda boğuluyorsun, farkındasında umrunda mı ?
Kırmışlar, harcamışlar, yıkıp dökmüşler
Umrunda mı ?
Umurunda ama kuburunda.
Boşversene, senin de ellerin temiz sayılmaz.
İyisin iyisin.
Kim yardım etsin ki sana
Hoş, yardım istemediğinde apaçık.
Eskisi gibi hissetmemek bozmuş seni
Arkanı dönme ben konuşurken
Dalganı geç sen
Kendi dalganda boğuluyorsun, farkındasında umrunda mı ?
Kırmışlar, harcamışlar, yıkıp dökmüşler
Umrunda mı ?
Umurunda ama kuburunda.
Boşversene, senin de ellerin temiz sayılmaz.
İyisin iyisin.
27 Mart 2009 Cuma
ÇOK SIKILIYORUM




Büyük bir haz aldım hatta yaparken.
Beni anlamayan onlarca insanın arasında TÜRKÇE konuştum.
Ben hep türkçe konuşurum ortamlardaki duruşum budur benim.
Ha tabi arada ingilizce bir kaç kelime söylerim 'Vazzap biağç' gibi..
Evet Bert üzerine fantaziler geliştirmiş olabilirim.
Her insan gibi benimde beğendiğim kişiler var.
Fakat mangal gibi yüreğim var ki bunu açıkça söylüyorum onlarca gevurun arasında.
Kurtarabildim mi kendimi ?
Olmadı farkındayım.
CANIM SIKILIYORDU TAMAM MI ?
Evet bi kere yazdım niye uzatıyorum dimi ?
Bayılırım b.kunu çıkarmaya herşeyin.
Tüm espirisini de kaçırdım evet.
Ama sinirlendim çok
I heart Bert ne lan !?
Sen kimsin ollum ?
Kimsin ya ?
Salak
Sana bakıcak sanki
Bence bakmaz.
Neyse kankalar kaçızladım
Öpenzi.
ALTAN ERKEKLİ

Altan Erkekli'yi düşünüyorum bazen.
Ben hayatımda bu kadar mülayim bir adam görmedim.
Bir adama bu kadar babammışçasına hisler beslemedim.
Gördüğüm yerde babişkooğ diye boynuna atlayasım var.
Sanki gitsem yanına beni, kızım, begümüm diye bağrına basıcakmış gibi duruyor.
O baba bıyıkları.
Yemek yerken yoğurt bulaşsa o bıyıklara, 'ya yazık sana be babişko gel siliyim' derim.
İğrenmem hiç.
Baba yarısı o da.
O melül bakışları.
3 milyar dolar istesen hemen çıkarıp verir bu adam.
Ama o borç istese kimse çıkarıp da 5 kuruş vermez, buldular tabi böyle iyi kalpli hassas adamı kullanın dimi ?
Adi şerefsizler, dalaksız ciğersizler!
Nasıl insanlarsınız ya ? Fırsat kollayın tabi.
Nefret ediyorum sizden.
Hayır, bu adam size 3 milyar dolar vermiş.
Siz onu çatır çutur yemişsiniz.
Keyfini sürmüşsünüz.
Bir daha gidip isteseniz bir daha verir ki bu adam para makinası mı ?
Para mı basıyor oturduğu yerden ?
Nasıl bir pişkinliktir bu.
O kadar kısa sürede 3 milyar dolar nasıl biter ?
Ben o 3 milyar dolarla binlerce hüptirik alırdım.
Evde alırdım kendime, arabada alırdım.
Ya bi de wii istiyorum ne zamandır.
Pff istediğim o kadar çok şey var ki...
Altan Erkekli babam alırdı bana hepsini, alır bence.
O çok iyi bir insan.
Bence ne istesem yapar.
Bana asla kötü davranmaz.
Kızıyım bende onun bir yerde.
Hem erkekli o, erkek gibi erkek! Asla yalan söylemez bana.
Parası varsa vardır.
3 milyar doları varsa vardır.
Yoksa, istesem bulur o.
Eğer bir gün bi yerde karşılaşırsam ona bir kaç şey söyleyeceğim.
Üzülme dicem,
Üzülme babişko.
Saçlarını okşicam.
Hayat o kadarda kötü değil, üzülme dicem.
Bıyıklarını çekiştiricem
Babişko beni yakalayamaz ki dicem.
Babişko, kendinden asla ödün vermiyorsun.
Öpüyorsun.
AYNEN DEVAM
Kendimi almışım avuçlarımın arasına, engellemişim işlevlerini yapmasını.
Kendimi korumak için yapmışım ama en aşağı çekmişim her seferinde.
Avuçlarıma alıp yola çıkmışım.
Sıkmışım bide avuçlarımı, her adımımda bir işlevini kapamışım.
Ağlatmak istemişler, göz yaşlarımın madenini yakmışım.
Kulağıma yalanlar fısıldamak istemişler, kesmişim kulaklarımı.
Öpmeye kalkmışlar zehirli dudaklarıyla, dudaklarımı mühürlemişim.
Konuşturmaya çalışmışlar kendi lisanları gibi, dilimi koparmışım.
Ayaklarıma kapanmışlar sözde af için, tekme atmamak için kırmışım bacaklarımı.
Aslında beni hiç sevmediklerini anlayabilmem için gözlerime bakarak haykırmışlar sevmediklerini, gözlerimi oymuşum.
Tam o sırada..
Biri gelir, sadece elimden tutmak ister.
Ellerim dolu,
Çizik
Yarık
Yanık
Kan..
Tutmak isterken elini, kendimden parçalar dökülür yere.
Onları yerden toplamaya çalışırım.
İyice dağılmışım.
Kim ki bu elimi tutmaya çalışan ?
Ne gözlerim ve ne kulaklarım.
Hepsi ellerimde paramparça.
Nasıl birleştiricem bilmiyorum, düşünemiyorum, yolda düşürmüş olmalıyım.
Ama gururluyum, kimse yüzünden değil bu.
Kendim yaptım, sürünmeye aynen devam.
Elimden tutmaya çalışan hırslı, o da sürünüyor benimle.
Tekme de atamıyorum ki gitsin diye, bacaklarımı kırmışımtım önceden avuçlarımda onlar.
İyi mi kötü mü diye hissetmeye çalışıyorum ama kalbim..
Yoldayken o kadar sıkmışım ki avuçlarımda kendi kendimin kalbini kırmışım.
Ellerime saplanmış tüm parçaları, kanıyor..
Yok olmaya başlıyorum.
Ellerimde kendim, sürünmekten aşınmış ellerim.
Güçsüz ellerim..
Yanımdaki tutuyor ellerimi, direniyorum ama halsizim.
Önünde yap-boz gibi duruyorum.
Her parçamı eline alıp inceliyor, ağlıyor.
Düşünüyor.
Ama yılmıyor, parçalarımı teker teker inceledikçe hırslanıyor.
Yapacak bir şeyim yok, bırakıyorum kendimi ona.
Birleştiriyor her parçamı teker teker.
Ve tekrar ayaktayım.
Topallıyorum, az duyuyorum, bulanık görüyorum, konuşmalarım anlaşılmıyor.
Ama ayaktayım.
Elimden tutuyor sıkı sıkı, acıyor elim ama bırakmıyorum.
Yürümeye devam ediyoruz.
Kim bu diye bakıyorum gözlerimi kısıp, birkaç kişi görüyorum.
Şaşı oldum sanıyorum ama hayır birkaç kişiler.
Ailem ve ailemden saydıklarım bana bakıyor umutla, gözleri dolu.
Unutmuşum ben onları ama onlar unutmamış.
Kim bilir ne çok tutmak istemişlerdir elimi de ben zarar vericekler korkusuyla kaçmışım hep onlardan.
Ne çok üzmüşümdür onları, diğerleriyle aynı kefeye koyarak.
Yanaklarım ıslanıyor, ne ki bu ?
Ağlıyorum.
Doğru kişiler için.
Kötü bir şey değilmiş ağlamak, sarılıyorum hepsine hıçkıra hıçkıra ağlıyorum yaptıklarım için.
Kızmıyorlar hiç, onlar da ağlıyorlar.
Yürümeye devam ediyoruz.
Görmek, duymak, kızmak, hissetmek istemediğim herşeyi yolda giderken gösteriyorlar bana.
Yüzleri hatırlıyorum, hiç bir zaman silinmeyecek beynimde, yenileri de eklenecek.
Sevmediğim bir kaç kavramla saldırıyorlar bana,
Yalan
Utanmazlık
Riyakarlık
Ahlaksızlık
İftira
Kaypaklık
Erdemsizlik
Cahillik.
Avuçlarımdaki elleri sıkıyorum, yine kendimi parçalamamak için.
Yanımdakiler için
Karşılıksız sevgi için
Fedakarlık için
Dostluk için.
Onlara bakıyorum tepkilerine,
inanamıyorum !
Gülüyorlar, eğleniyorlar.
Ben ise onların ellerini sıkıyorum, iftiralara çığlık çığlık cevap veriyorum, entrikaları görüp ağlıyorum.
Yürümeye devam ediyoruz.
Sesim kısılıyor çığlıklarımdan, anlamıyorlar !
Anlatıyorum. Anlamıyorlar.
Düşünme yetimi veriyorlar bana yanımdakiler.
Ben yanımdakilerin bana yaptıkları fedakarlığa da ağlıyorum, uzağımdakilerin bana yaptıklarına da ..
Ne anlamı kaldı benim gözyaşlarımın ?
Yenileniyorum.
Güle oynaya yürümeye devam ediyoruz.
Koşuyoruz bazen.
Bazen kocaman kayalar çıkıyor karşımıza
Kule yapıyoruz kendimizden, en hafifimizi tepeye çıkarıyoruz, ip sarkıtıyor bizi de çekiyor yanına.
Dilimizde en sevdiğimiz şarkı, ağzımız kulağımızda, ellerimiz ellerimizde.
Yola devam..
Aynen devam ediyoruz.
Kendimi korumak için yapmışım ama en aşağı çekmişim her seferinde.
Avuçlarıma alıp yola çıkmışım.
Sıkmışım bide avuçlarımı, her adımımda bir işlevini kapamışım.
Ağlatmak istemişler, göz yaşlarımın madenini yakmışım.
Kulağıma yalanlar fısıldamak istemişler, kesmişim kulaklarımı.
Öpmeye kalkmışlar zehirli dudaklarıyla, dudaklarımı mühürlemişim.
Konuşturmaya çalışmışlar kendi lisanları gibi, dilimi koparmışım.
Ayaklarıma kapanmışlar sözde af için, tekme atmamak için kırmışım bacaklarımı.
Aslında beni hiç sevmediklerini anlayabilmem için gözlerime bakarak haykırmışlar sevmediklerini, gözlerimi oymuşum.
Tam o sırada..
Biri gelir, sadece elimden tutmak ister.
Ellerim dolu,
Çizik
Yarık
Yanık
Kan..
Tutmak isterken elini, kendimden parçalar dökülür yere.
Onları yerden toplamaya çalışırım.
İyice dağılmışım.
Kim ki bu elimi tutmaya çalışan ?
Ne gözlerim ve ne kulaklarım.
Hepsi ellerimde paramparça.
Nasıl birleştiricem bilmiyorum, düşünemiyorum, yolda düşürmüş olmalıyım.
Ama gururluyum, kimse yüzünden değil bu.
Kendim yaptım, sürünmeye aynen devam.
Elimden tutmaya çalışan hırslı, o da sürünüyor benimle.
Tekme de atamıyorum ki gitsin diye, bacaklarımı kırmışımtım önceden avuçlarımda onlar.
İyi mi kötü mü diye hissetmeye çalışıyorum ama kalbim..
Yoldayken o kadar sıkmışım ki avuçlarımda kendi kendimin kalbini kırmışım.
Ellerime saplanmış tüm parçaları, kanıyor..
Yok olmaya başlıyorum.
Ellerimde kendim, sürünmekten aşınmış ellerim.
Güçsüz ellerim..
Yanımdaki tutuyor ellerimi, direniyorum ama halsizim.
Önünde yap-boz gibi duruyorum.
Her parçamı eline alıp inceliyor, ağlıyor.
Düşünüyor.
Ama yılmıyor, parçalarımı teker teker inceledikçe hırslanıyor.
Yapacak bir şeyim yok, bırakıyorum kendimi ona.
Birleştiriyor her parçamı teker teker.
Ve tekrar ayaktayım.
Topallıyorum, az duyuyorum, bulanık görüyorum, konuşmalarım anlaşılmıyor.
Ama ayaktayım.
Elimden tutuyor sıkı sıkı, acıyor elim ama bırakmıyorum.
Yürümeye devam ediyoruz.
Kim bu diye bakıyorum gözlerimi kısıp, birkaç kişi görüyorum.
Şaşı oldum sanıyorum ama hayır birkaç kişiler.
Ailem ve ailemden saydıklarım bana bakıyor umutla, gözleri dolu.
Unutmuşum ben onları ama onlar unutmamış.
Kim bilir ne çok tutmak istemişlerdir elimi de ben zarar vericekler korkusuyla kaçmışım hep onlardan.
Ne çok üzmüşümdür onları, diğerleriyle aynı kefeye koyarak.
Yanaklarım ıslanıyor, ne ki bu ?
Ağlıyorum.
Doğru kişiler için.
Kötü bir şey değilmiş ağlamak, sarılıyorum hepsine hıçkıra hıçkıra ağlıyorum yaptıklarım için.
Kızmıyorlar hiç, onlar da ağlıyorlar.
Yürümeye devam ediyoruz.
Görmek, duymak, kızmak, hissetmek istemediğim herşeyi yolda giderken gösteriyorlar bana.
Yüzleri hatırlıyorum, hiç bir zaman silinmeyecek beynimde, yenileri de eklenecek.
Sevmediğim bir kaç kavramla saldırıyorlar bana,
Yalan
Utanmazlık
Riyakarlık
Ahlaksızlık
İftira
Kaypaklık
Erdemsizlik
Cahillik.
Avuçlarımdaki elleri sıkıyorum, yine kendimi parçalamamak için.
Yanımdakiler için
Karşılıksız sevgi için
Fedakarlık için
Dostluk için.
Onlara bakıyorum tepkilerine,
inanamıyorum !
Gülüyorlar, eğleniyorlar.
Ben ise onların ellerini sıkıyorum, iftiralara çığlık çığlık cevap veriyorum, entrikaları görüp ağlıyorum.
Yürümeye devam ediyoruz.
Sesim kısılıyor çığlıklarımdan, anlamıyorlar !
Anlatıyorum. Anlamıyorlar.
Düşünme yetimi veriyorlar bana yanımdakiler.
Ben yanımdakilerin bana yaptıkları fedakarlığa da ağlıyorum, uzağımdakilerin bana yaptıklarına da ..
Ne anlamı kaldı benim gözyaşlarımın ?
Yenileniyorum.
Güle oynaya yürümeye devam ediyoruz.
Koşuyoruz bazen.
Bazen kocaman kayalar çıkıyor karşımıza
Kule yapıyoruz kendimizden, en hafifimizi tepeye çıkarıyoruz, ip sarkıtıyor bizi de çekiyor yanına.
Dilimizde en sevdiğimiz şarkı, ağzımız kulağımızda, ellerimiz ellerimizde.
Yola devam..
Aynen devam ediyoruz.
HİKAYE
Bir hikaye yazmaya karar verdim. Sözcüklerle aramın iyi olmadığını bile bile.
Hep aklımın bir köşesindeydi bu hikaye.
Başkası yazar diye bekledim.
Yazdınız sildiniz, yazdınız yarım bıraktınız ama genelde yazdınız, beğenmedim.
İlk defa ilgimi çekti yazdığınız ki o sıra başka bir yazıyı inceliyordum.
Elimden bıraktım bi kenara koydum incelediğim yazıyı.
Okudukça göz bebeklerim büyüdü, okudukça derinleşiyordu.
Yazıyordunuz, durmuyordunuz.
Hırslı ve kararlıydınız.
Çizgileriniz kalındı, bastırarak yazıyordunuz.
Silgiye hiç ihtiyaç duymamanız ilgimi çekti.
Sönen ve tekrar parlamasından umudumu kestiğim yıldızlarıma teker teker ışık vermek istediniz.
Fakat hiç kolay değildi bu.
Siz yaktınız, uyudunuz-uyandınız bir baktınız ki tekrar sönmüşler.
Türlü planlar yaptınız, deneyler yaptınız. Ama ne yaparsanız yapın ışıl ışıl yapamadınız.
Ama yılmadınız. Hırsılıydınız.
Yardımıma ihtiyacınız var gibi hissettim.
Hem bu daha önce benzeri görülmemiş bir hikayeydi, benimde payım olmazsa içim rahat etmezdi.
İşte böyle karar verdim hikaye yazmaya.
Ama dedim ya sözcüklerle aram yoktur pek.
Silgi taşırım yanımda. Yazdım yazdım sildim.
Siz silmeyin dedikçe sildim. İstersen yanlış yaz ama silme dediniz.
Bu hikaye diğerlerine benzemesin, kusursuz olsun istedim sadece.
Her sildiğim kelime az da olsa iz bırakıyordu ama siz izlerin üzerine kalpler çizdiniz görünmez hale getirdiniz.
Ama biliyorduk izin orda olduğunu.
Ben melankolik yazdıkça siz umut dolu kelimelerle devamını getirdiniz cümlenin.
Siz zaman zaman hüzünlendiğinizde cümleyi ben tamamladım huzur dolu kelimelerimle.
Düz, açık ve kolay anlaşılır yazıyorduk. Kelime oyunlarını sevmiyorduk.
Bir elimizde ellerimiz bir elimizde kalemler, gözlerimize bakarak yazıyorduk durmadan, yorulmadan, sıkılmadan.
Artık ışıl ışıl olan yıldızlarım aydınlatıyordu içimizi.
Hayran hayran bakıyorlardı insanlar, yolda önümüzü kesip iltifatlar yağdırıyorlardı.
İmrenenler, kıskananlar çoktu.
İki kişilik at gözlüğümüzle rahattık biz.
Esinlenmiyorduk diğer hikayelerden, filmlerden, masallardan.
Biz baştan yazıyorduk hepsini, benzeri görülmemişleri yazıyorduk.
Ucumuzun biteceğini düşünmeden yazıyoruk.
Ve bitti..
Halbuki cümlemizi bitirmemiştik daha, daha binlerce boş sayfamız vardı, onlarca yedek defterimiz.
Bakakaldık gözlerimize.
Arkamızı döndük,gittik...
Tamamlanmamış cümlemizin olduğu, henüz yazılmamış kelimelerimizin olduğu defter bir otel odasındaydı.
Hatıralarla dolu eşyaların olduğu otel odasında.
Ben, gözlerim sönmüş yıldızlarımda bir köşede,
Siz..kimbilir nerde, kimle, ne şekildeydiniz.
Siz benim hikayemde başkasıyla el ele, ben yalnızdım.
Sizde ki aşk başkasında, bende ki aşk sizde.
Siz benim hikayemde yeni kaleminizle kendi hikayenizi yazarken benim elimde bir şişe gözlerim sebil sevilmelerinizde.
Ben şişenin dibinde yeni hikayelerle dolu defterler, sayfaları açılmamış.
Siz benim hikayemde başkasıyla dudak dudağa.
Ben benim hikayemde dudaklarımda alkol.
Kendi hikayeme başlayamayacak kadar yorgun, kalem tutamayacak kadar nasırlıydı ellerim.
Siz otel odasından defterimi almış teker teker yırtıyordunuz sayfaları.
Ben ise gururdan duvarlarımla çevrili odamda bağırıyordum kulağınıza, duymuyordunuz. Sarsıyordum sizi kendinize gelmeniz için boş boş bakıyordunuz.
Siz defteri yırtıyordunuz büyük bir zevkle.
Seviyordum, seviyorum ben o hikayeyi.
Kokusunu, rengini, tadını, heyecanını seviyordum, seviyorum.
Şimdi içimde paramparça bir siz, bir ben.
Sadece sizin yapıştırabileceğiniz onlarca sayfa.
Siz iyi bilirdiniz izlerin üzerine kamuflajı.
Biliyordum sizin gücünüzü.
Kullanmaktan sıkıldığınız gücünüze ihtiyacım vardı.
Ama siz daha da küçük parçalara ayırmayı tercih ettiniz, yok etmeyi.
İkimiz de yeni bir kalem almaya niyetlenmedik hiç.
Enerjisini kaybetmiş, sönmüş yıldızlarıma bakıyorum şimdi.
Kayıyorlar teker teker.
Yüzümde anlamsız bir gülümseme.
Gerçekten hikayem oldunuz artık.
Hikaye.
Hepsi hikaye.
Hurafeden ibaret, asla gerçekleşmeyeceğinibildiğim halde, her yıldızda aynı dilek.
Sizinle parlaması gereken yıldızlarım teker teker kayıyor şimdi
Yıldızlarım hala sizin için kayıyor.
Hep aklımın bir köşesindeydi bu hikaye.
Başkası yazar diye bekledim.
Yazdınız sildiniz, yazdınız yarım bıraktınız ama genelde yazdınız, beğenmedim.
İlk defa ilgimi çekti yazdığınız ki o sıra başka bir yazıyı inceliyordum.
Elimden bıraktım bi kenara koydum incelediğim yazıyı.
Okudukça göz bebeklerim büyüdü, okudukça derinleşiyordu.
Yazıyordunuz, durmuyordunuz.
Hırslı ve kararlıydınız.
Çizgileriniz kalındı, bastırarak yazıyordunuz.
Silgiye hiç ihtiyaç duymamanız ilgimi çekti.
Sönen ve tekrar parlamasından umudumu kestiğim yıldızlarıma teker teker ışık vermek istediniz.
Fakat hiç kolay değildi bu.
Siz yaktınız, uyudunuz-uyandınız bir baktınız ki tekrar sönmüşler.
Türlü planlar yaptınız, deneyler yaptınız. Ama ne yaparsanız yapın ışıl ışıl yapamadınız.
Ama yılmadınız. Hırsılıydınız.
Yardımıma ihtiyacınız var gibi hissettim.
Hem bu daha önce benzeri görülmemiş bir hikayeydi, benimde payım olmazsa içim rahat etmezdi.
İşte böyle karar verdim hikaye yazmaya.
Ama dedim ya sözcüklerle aram yoktur pek.
Silgi taşırım yanımda. Yazdım yazdım sildim.
Siz silmeyin dedikçe sildim. İstersen yanlış yaz ama silme dediniz.
Bu hikaye diğerlerine benzemesin, kusursuz olsun istedim sadece.
Her sildiğim kelime az da olsa iz bırakıyordu ama siz izlerin üzerine kalpler çizdiniz görünmez hale getirdiniz.
Ama biliyorduk izin orda olduğunu.
Ben melankolik yazdıkça siz umut dolu kelimelerle devamını getirdiniz cümlenin.
Siz zaman zaman hüzünlendiğinizde cümleyi ben tamamladım huzur dolu kelimelerimle.
Düz, açık ve kolay anlaşılır yazıyorduk. Kelime oyunlarını sevmiyorduk.
Bir elimizde ellerimiz bir elimizde kalemler, gözlerimize bakarak yazıyorduk durmadan, yorulmadan, sıkılmadan.
Artık ışıl ışıl olan yıldızlarım aydınlatıyordu içimizi.
Hayran hayran bakıyorlardı insanlar, yolda önümüzü kesip iltifatlar yağdırıyorlardı.
İmrenenler, kıskananlar çoktu.
İki kişilik at gözlüğümüzle rahattık biz.
Esinlenmiyorduk diğer hikayelerden, filmlerden, masallardan.
Biz baştan yazıyorduk hepsini, benzeri görülmemişleri yazıyorduk.
Ucumuzun biteceğini düşünmeden yazıyoruk.
Ve bitti..
Halbuki cümlemizi bitirmemiştik daha, daha binlerce boş sayfamız vardı, onlarca yedek defterimiz.
Bakakaldık gözlerimize.
Arkamızı döndük,gittik...
Tamamlanmamış cümlemizin olduğu, henüz yazılmamış kelimelerimizin olduğu defter bir otel odasındaydı.
Hatıralarla dolu eşyaların olduğu otel odasında.
Ben, gözlerim sönmüş yıldızlarımda bir köşede,
Siz..kimbilir nerde, kimle, ne şekildeydiniz.
Siz benim hikayemde başkasıyla el ele, ben yalnızdım.
Sizde ki aşk başkasında, bende ki aşk sizde.
Siz benim hikayemde yeni kaleminizle kendi hikayenizi yazarken benim elimde bir şişe gözlerim sebil sevilmelerinizde.
Ben şişenin dibinde yeni hikayelerle dolu defterler, sayfaları açılmamış.
Siz benim hikayemde başkasıyla dudak dudağa.
Ben benim hikayemde dudaklarımda alkol.
Kendi hikayeme başlayamayacak kadar yorgun, kalem tutamayacak kadar nasırlıydı ellerim.
Siz otel odasından defterimi almış teker teker yırtıyordunuz sayfaları.
Ben ise gururdan duvarlarımla çevrili odamda bağırıyordum kulağınıza, duymuyordunuz. Sarsıyordum sizi kendinize gelmeniz için boş boş bakıyordunuz.
Siz defteri yırtıyordunuz büyük bir zevkle.
Seviyordum, seviyorum ben o hikayeyi.
Kokusunu, rengini, tadını, heyecanını seviyordum, seviyorum.
Şimdi içimde paramparça bir siz, bir ben.
Sadece sizin yapıştırabileceğiniz onlarca sayfa.
Siz iyi bilirdiniz izlerin üzerine kamuflajı.
Biliyordum sizin gücünüzü.
Kullanmaktan sıkıldığınız gücünüze ihtiyacım vardı.
Ama siz daha da küçük parçalara ayırmayı tercih ettiniz, yok etmeyi.
İkimiz de yeni bir kalem almaya niyetlenmedik hiç.
Enerjisini kaybetmiş, sönmüş yıldızlarıma bakıyorum şimdi.
Kayıyorlar teker teker.
Yüzümde anlamsız bir gülümseme.
Gerçekten hikayem oldunuz artık.
Hikaye.
Hepsi hikaye.
Hurafeden ibaret, asla gerçekleşmeyeceğinibildiğim halde, her yıldızda aynı dilek.
Sizinle parlaması gereken yıldızlarım teker teker kayıyor şimdi
Yıldızlarım hala sizin için kayıyor.
KUMDAN KALELER
Kalen olacak en başta. Sahilin en güvenli yerine gideceksin ya da belki bir sirk alanına.
Bir kova, biraz da kum gerekecek sana.
Kumdan kalenin surlarını ıslak kumla yapacaksın ki sağlam olsun.
Donanmanı iyi seçmelisin, onların silahları var seni zaaflarından vuracaklardır, dikkatli olmalısın.
Bir kaç kağıt, bir kaç boncuk ve kurşun askerler gerekecek sana.
Kağıttan gemiler yapmalısın, ağacını iyi seç ki kağıtların sağlam olsun, onların kalemleri tükenmez nefretleri gibi.
Sapanına boncuklarını yerleştir, en parlaklarını seç, onların demirden kurşunlarının gözlerini alsın masumluğun.
Kurşun askerlerini iyi seçmelisin, gülen yüzlü olanları al, onların öfkeli suratlarına gülsünler hep.
Savaş var dışarıda, nedenini kimse bilmiyor, nedenini kimse anlamıyor.
İstemesende içindesin bu savaşın.
Ama 'sen' olarak savaş.
Değiştiremesinler benliğini.
Onlar o kadar bencillerdir ki, kendi iç savaşlarının acısını senden çıkartırlar.
İzle onları, gör, tanı.
Ama değişme.
Alma görünmez çemberinin içine, açma kalbinin kapısını.
Çalsın dursun zilin, en güzel şarkını duy o zilde, açasın gelmesin hiç.
İzlerken düşürme yüzünü, dudaklarına kulaklarını özletme sakın.
Kulaklarından ve dudaklarından nefret ederler, amaçları; onları ayırmaktır sonsuza kadar.
Kork insanlardan! İnsanlar çıldırmışlar!
Ama korkunla yaşamayı iyi öğren.
Günlerce uğraştığın, en ince ayrıntısına kadar özenle yaptığın kaleni tek bir tekmeyle yıkacaklardır.
Onlar emek nedir bilmezler. Sevgiyi de bilmezler.
Sevgi nedir ? Sevgi emektir.
Onlar sadece kendilerini bilirler, sorsan onu da anlatamazlar.
Pes etme sakın!
Yıkıldıkça bir daha yap kumdan kaleni.
Çocukken de en sevdiğin oyun değil miydi bu zaten ?
Bir kova, biraz da kum gerekecek sana.
Kumdan kalenin surlarını ıslak kumla yapacaksın ki sağlam olsun.
Donanmanı iyi seçmelisin, onların silahları var seni zaaflarından vuracaklardır, dikkatli olmalısın.
Bir kaç kağıt, bir kaç boncuk ve kurşun askerler gerekecek sana.
Kağıttan gemiler yapmalısın, ağacını iyi seç ki kağıtların sağlam olsun, onların kalemleri tükenmez nefretleri gibi.
Sapanına boncuklarını yerleştir, en parlaklarını seç, onların demirden kurşunlarının gözlerini alsın masumluğun.
Kurşun askerlerini iyi seçmelisin, gülen yüzlü olanları al, onların öfkeli suratlarına gülsünler hep.
Savaş var dışarıda, nedenini kimse bilmiyor, nedenini kimse anlamıyor.
İstemesende içindesin bu savaşın.
Ama 'sen' olarak savaş.
Değiştiremesinler benliğini.
Onlar o kadar bencillerdir ki, kendi iç savaşlarının acısını senden çıkartırlar.
İzle onları, gör, tanı.
Ama değişme.
Alma görünmez çemberinin içine, açma kalbinin kapısını.
Çalsın dursun zilin, en güzel şarkını duy o zilde, açasın gelmesin hiç.
İzlerken düşürme yüzünü, dudaklarına kulaklarını özletme sakın.
Kulaklarından ve dudaklarından nefret ederler, amaçları; onları ayırmaktır sonsuza kadar.
Kork insanlardan! İnsanlar çıldırmışlar!
Ama korkunla yaşamayı iyi öğren.
Günlerce uğraştığın, en ince ayrıntısına kadar özenle yaptığın kaleni tek bir tekmeyle yıkacaklardır.
Onlar emek nedir bilmezler. Sevgiyi de bilmezler.
Sevgi nedir ? Sevgi emektir.
Onlar sadece kendilerini bilirler, sorsan onu da anlatamazlar.
Pes etme sakın!
Yıkıldıkça bir daha yap kumdan kaleni.
Çocukken de en sevdiğin oyun değil miydi bu zaten ?
HAYKIRIŞ
Emir bunları okuduğunda anlayacaksın,
Sensiz ne hallere düştüğümü.
Gel artık
Nerdesiiin (8)
Nolursun geel, noluur.
Bağhıııühühü
Sensiz ne hallere düştüğümü.
Gel artık
Nerdesiiin (8)
Nolursun geel, noluur.
Bağhıııühühü
26 Mart 2009 Perşembe
AXOLOTL

Axolotllar fazla yaygın canlılar değillerdir ancak yapıları itibari ile benzersiz calılarıdır. Axolotllar Meksika'da yaşayan bir tür semenderdir ve halk tarafından yemek olarak tüketilmektedir. Latince adı ise Ambystoma mexicanum'dur. Axolotllar diğer semenderler gibi neoteniktir. Yani larvadan yetişkin hale geçerken metamorfoza uğramazlar. Solungaçlı larva form büyür ürer ve suya bağlı bir yaşam sürer. Bazı durumlarda karaya adapte olmak için metamorfoz geçirebilir ancak bu, hayvan için oldukça stres vericidir. Axolotller'in inanılmaz bir kendilerini yenileme kabiliyetleri vardır. Vücutlarının bir parçasını kaybetseler bile kendilerini iyleştirip parçayı tekrar oluştururlar. İyi bakıldığında 10-15 yıl yaşayan sağlam canlılardır. Derileri ve solungaçları çok duyarlı ve yumuşaktır, bu yüzden çok gerekli değilse ele alınmamalıdır. Suyun üzerinde fazla canlı kalamazlar, vücutlarının kurumaması gereklidir. Küçük axolotller birbirlerine karşı oldukça serttir bu yüzden ayrı büyütülmelidir. Büyükleri bir arada tutulabilir, ancak daimi olarak gözetim altında tutulmalıdır.
Birincisi bu saçma sapan gülen insanın mıncırarak sevesi gelen yaşam formu nasıl yenir ?
Yenir mi bu yaa. ?
Fırat taklidiyle hayatının geri kalanını sürdürebilen insanlara dönüştürdü bu adını koyamadığım ne desem şirinliğini anlatamayacağım yaratık.
Yenmez bu ya .
Beslenir ki bu.
500$ ne ki elimin kiri deyip, alasım besleyesim geliyor Allahıma.
Ayy çıldırıcam bir de birbirlerine setlermiş.
Ya sen nesin ki sert oluyorsun.
O suratla istediğini yap ama sert olamazsın sen imkanı yok yani.
Mal mısın ya ?
Bu ne ollum ?
Bu nasıl bi yüz ifadesidir ya ahahah
Allahım çıldırıcam
NE BU YA NEEE ??
Ahahahahah
KOŞMANIN VERDİĞİ NEDENSİZ GÜLÜCÜK
Ben bir şey keşfettim. Ve çok şaşırdım.
Yarım saatte bir gelen otobüsüm gitmek üzereydi ve ben otobüsün çok uzağındaydım. Yetişebilmek için koşmaya başladım.
Koşarken gülüyordum. Halbüki gayette sinirliydim, hatta içimden bahçeşehire sövüyordum.
Ama gülüyordum !
Otobüse yetiştim, koşmayı bıraktım ve gülmeyi de bıraktım.
Mp3'ümü takıp, şarkılara klip çekmeye başlamadan önce bunu düşündüm.
Ben neden koşarken gülüyordum ?
Nasıl koşacağımı bilmediğimden olabilir mi acaba ?
Ya da Hülya Koçyiğit'i düşündüğüm için
Ya da Mirkelam
Ya da Elvan Abeylegesse ve Ronaldinho'nun inanılmaz benzerliğini düşündüğüm için mi ?
Düşünmekle kalmadım, koşan tüm bayanları gözlemledim. Onlar da gülüyorlar.
Gülüyoruz biz, koşarken nedensiz mutluyuz.
A-aa.
Yarım saatte bir gelen otobüsüm gitmek üzereydi ve ben otobüsün çok uzağındaydım. Yetişebilmek için koşmaya başladım.
Koşarken gülüyordum. Halbüki gayette sinirliydim, hatta içimden bahçeşehire sövüyordum.
Ama gülüyordum !
Otobüse yetiştim, koşmayı bıraktım ve gülmeyi de bıraktım.
Mp3'ümü takıp, şarkılara klip çekmeye başlamadan önce bunu düşündüm.
Ben neden koşarken gülüyordum ?
Nasıl koşacağımı bilmediğimden olabilir mi acaba ?
Ya da Hülya Koçyiğit'i düşündüğüm için
Ya da Mirkelam
Ya da Elvan Abeylegesse ve Ronaldinho'nun inanılmaz benzerliğini düşündüğüm için mi ?
Düşünmekle kalmadım, koşan tüm bayanları gözlemledim. Onlar da gülüyorlar.
Gülüyoruz biz, koşarken nedensiz mutluyuz.
A-aa.
25 Mart 2009 Çarşamba
ÖFKEYLE KALKAN ZARARLA OTURUR
Sigaraya nasıl başladım ?
Lise hazırlığa başladığım ilk gün. Asi, öfekli ve metalciydim. Sınıfa girer girmez gözüm en arka sıraya takıldı ve koşar adımlarla kaptım, tapuladım hemen orayı. Tapuladım diyorum çünkü 2 sene boyunca o sırayla akraba gibi yaşadım. Gereksiz bir bilgiydi bu, neyse.
Bir hafta içinde çoktan bulmuştum kankalarımı. Neden ? Çünkü onlarda asi, öfkeli ve metalciydi.
Birinci haftamızın sonunda bir cuma günü, okul çıkışında, okulun arkasındaki parka gitmeyi plandık. Ve gittik.
Dört kişi bir banka oturduk. Oturur oturmaz Tufan cebinden bir paket winston çıkardı, içiden bir tane alıp yaktı, Efe'de bir tane aldı.
Sonrası yavaş çekim.
Tufan tek parmağıyla pakedin kapağını açtı, bana doğru uzattı ve o soruyu bana sorana kadar içimden yalvardım Tufan'a 'Sorma, ne olur sorma, yapma bana bunu, sus, sus ve pakedi cebine koy' fakat beni duymadı, duyamadı. Ve o soru 'sigara içiyor musun ? '
Cevabımı aslında iki saniye içersinde vermiştim ama o iki saniye benim sigaradan nefret ederek geçirdiğim onbeş senemi kapsıyordu, haberi yoktu.
Ben ki, ablam sigara içiyor diye öleceğini düşünüp anneme ablamı ispiyonlayan
Ben ki, ilkokulda hep yeşilay kolunda olan
Ben ki, arkadaşları sigara içiyor diye onlarla arasını soğutan
Ben ki, ASTIMLI olan.
Asiliğimin, öfkemin ve metalciliğimin büyüsüne kapılıp
' Ha ha, 2 senedir durmadan hemde' cevabını verdim.
NASIL BİR YALANCIYDIM ?
Paketten bir tane alıp yaktım, evet aynı fimlerdeki gibi, öksürüğüme engel olamıyordum. Ama çaktırmamaya da çalışıyordum bi yandan, sessiz öksürürk, dakikalarca süren 'ı hım' sesleri.
Sigarayı içip, dumanı ağzımda bir kaç saniye bekletip üflerken aklıma ÇOK SORUNLARIM geldi. Çok sorunlarım vardı benim, hep düşüyordum, en derine en karanlığa, hemde hiç bir mutluluk engeline takılmadan.
Bu nedenle banktan kalkıp salıncağa gittim, yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Hayır sadece başım dönüyordu, sigara ne pis bişeydi öyle. Bir kaç dakika sonra Duygu da yanıma geldi. Ve itiraf etti, bir senedir sigara içmiyordu, ilk sigarasıydı ve kendini kötü hissetmişti. Bende hemen itiraf etmeye yeltendim ama hayır inanmıştım iki senedir sigara içtiğime.
Duygu'ya yarım saat yalan söylemenin kötülüğünden ve dostluğumuza ( sadece 5 gündür tanıyordum ) yakışmadığından bahsettikten sonra, eve gittim.
O gün bugündür sigara içiyorum.
Lise hazırlığa başladığım ilk gün. Asi, öfekli ve metalciydim. Sınıfa girer girmez gözüm en arka sıraya takıldı ve koşar adımlarla kaptım, tapuladım hemen orayı. Tapuladım diyorum çünkü 2 sene boyunca o sırayla akraba gibi yaşadım. Gereksiz bir bilgiydi bu, neyse.
Bir hafta içinde çoktan bulmuştum kankalarımı. Neden ? Çünkü onlarda asi, öfkeli ve metalciydi.
Birinci haftamızın sonunda bir cuma günü, okul çıkışında, okulun arkasındaki parka gitmeyi plandık. Ve gittik.
Dört kişi bir banka oturduk. Oturur oturmaz Tufan cebinden bir paket winston çıkardı, içiden bir tane alıp yaktı, Efe'de bir tane aldı.
Sonrası yavaş çekim.
Tufan tek parmağıyla pakedin kapağını açtı, bana doğru uzattı ve o soruyu bana sorana kadar içimden yalvardım Tufan'a 'Sorma, ne olur sorma, yapma bana bunu, sus, sus ve pakedi cebine koy' fakat beni duymadı, duyamadı. Ve o soru 'sigara içiyor musun ? '
Cevabımı aslında iki saniye içersinde vermiştim ama o iki saniye benim sigaradan nefret ederek geçirdiğim onbeş senemi kapsıyordu, haberi yoktu.
Ben ki, ablam sigara içiyor diye öleceğini düşünüp anneme ablamı ispiyonlayan
Ben ki, ilkokulda hep yeşilay kolunda olan
Ben ki, arkadaşları sigara içiyor diye onlarla arasını soğutan
Ben ki, ASTIMLI olan.
Asiliğimin, öfkemin ve metalciliğimin büyüsüne kapılıp
' Ha ha, 2 senedir durmadan hemde' cevabını verdim.
NASIL BİR YALANCIYDIM ?
Paketten bir tane alıp yaktım, evet aynı fimlerdeki gibi, öksürüğüme engel olamıyordum. Ama çaktırmamaya da çalışıyordum bi yandan, sessiz öksürürk, dakikalarca süren 'ı hım' sesleri.
Sigarayı içip, dumanı ağzımda bir kaç saniye bekletip üflerken aklıma ÇOK SORUNLARIM geldi. Çok sorunlarım vardı benim, hep düşüyordum, en derine en karanlığa, hemde hiç bir mutluluk engeline takılmadan.
Bu nedenle banktan kalkıp salıncağa gittim, yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Hayır sadece başım dönüyordu, sigara ne pis bişeydi öyle. Bir kaç dakika sonra Duygu da yanıma geldi. Ve itiraf etti, bir senedir sigara içmiyordu, ilk sigarasıydı ve kendini kötü hissetmişti. Bende hemen itiraf etmeye yeltendim ama hayır inanmıştım iki senedir sigara içtiğime.
Duygu'ya yarım saat yalan söylemenin kötülüğünden ve dostluğumuza ( sadece 5 gündür tanıyordum ) yakışmadığından bahsettikten sonra, eve gittim.
O gün bugündür sigara içiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


